Makaleler
AHMET YIDIZ HOCAMIZI UĞURLARKEN
Geçen hafta Şükrü Aydın Hocamız “ Ahmet Yıldız hocamız Rahmet-i Rahman’a kavuştu, KKTC Din Gör-Sen Başkan’ı Mehmet Dere ve Yönetim Kurulu üyesi Süleyman Çakır hocaefendiler, Türkiye ye cenaze namazına gittiler” deyince kendi içimde karmaşık duygular yaşadım. “ İnnâ li’llahi ve innâ ileyhi râciûn” deyebildim.
Merhum Ahmet YILDIZ hocaefendi, bir yıl evvel Din Gör-Sen’in 2. Olağan genel Kurulu’na Gelmiş ve din görevlilerini onurlandırmıştı. Bizlere yalnız olmadığımızı hissettirmişti. O günlerde yanındaki değerli heyeti ve Sendikamız’dan bir heyetle, ülkemizde Devlet kademesinde üst düzey temaslar yapmışlardı. Sendika binamıza teşriflerinde kendilerini daha yakından görme bahtıyarlığına ermiştim. Yazılı ve görsel basından takip ettiğimiz biriyle görüş teâtisinde bulunmak beni mutlu etmişti.
Yurt dışında olsak da, O’nun ardından birkaç satır yazmanın, bir vefa ve kardeşlik duygusunun gereği olduğuna inanıyorum. Kırık , dökük cümlelerimle, gönlümüzde iz bırakan Ahmet Yıldız hocamızı şöyle hatırlayabilirim dersem; deryada damla mesabesinde bir şeyler söylemiş olurum.
Hocamızın Hak’ka yürümesi, bizlere Hakikî Sevgili’ye kavuşmayı hatırlatıyor. Ölüm hepimiz için her an hazır olmamız gereken bir vakıâ. Ayet-i Kerîme’de “ hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfeatını isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahret mükâfatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.” (1) “ o halde Rabb’ini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol. Sana ölüm gelinceye kadar Rabb’ine ibadet et.”(2) “And olsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık.”(3) “sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz.”(4) “sonra yine, muhakkak siz, kıyamet gününde (tekrar) diriltileceksiniz.”(5) yukardaki ayetlerde ve diğer ayetlerde iaçıklanan gerçekler ışığında bir hayat sürmeye çalışmıştır. Peygamberimizle ilgili 2008 yılı sendika dergisi’nın nisan özel sayısının başyazısında Ahmet Yıldız hoca’nın şu ifadeleri yer alıyordu.
“Gelecek nesillere Allah’ın birliğine dayanan bir din bırakmıştır. Herkesin herkesle savaştığı bir çağa sulh ve kardeşlik getirmiştir. Hiç yoktan bir devlet meydana getirmiştir.
“O, ne cismi ne de ruhu ihmal etti. Cisim ile ruh, cami ile kale arasında denge kurdu. Yeni bir hukuk sistemi getirdi. Getirdiği hukuk sistemi tarafsız bir adaleti tevzi ediyor ve devlet başkanı ile sade vatandaşı eşit tutuyordu. Ayrıca; Müslüman olmayanlara hukuki ve kültürel otonom (serbesti) sağladı.
Bütçe prensiplerini koydu ve fakiri daha fazla düşündü. Devlet gelirlerinin belirli bir zümrenin değil, halkın malı olduğunu gösterdi. Hülasa O (Peygamberimiz), dünya ile dinin ayrılmayacağını bizlere öğretti.”
O’nun örnek hayatında ayıp kusur ve eksiklik yoktur. O bütünüyle fazilet dolu, şefkat ve samimiyet yüklü bir hayat yaşadı.
….
Makalasinin sonunda; “ayrıca, kişileri anmak onlara değer vermek iken, Allah Resulü’nü anmak O’na değil O’nu ananlara değer vermektir inancı ile Allah size de bize de bu sayede değer versin diye dua ediyorum.”
Kadın hakları ihlali her şeyden önce insanlığın sorunu olduğu inancında olduğunu belirttiği 8 mart dünya kadınlar günü dolayısıyla düzenlediği kahvaltılı basın toplantısından;
“8 mart yalnızca kadın sorunlarını gündeme getirildiği bir gün değil, bu sorunlara çözüm önerilerinin sunulduğu ve hayata geçirildiği bir gün olması gerekir.”
“…kadınlar da erkeklerde önce insandır. Bu noktadan hareketle kötü kadın, kötü erkek yoktur, kötü insan vardır. Bunun gibi kadının ya da erkeğin hakları yada sorunları olarak bakmak daha doğru olur. Kadınlarımıza haksızlık yapılıyorsa ki yapılıyor, kadınlarımız sömürülüyorsa ki sömürülüyor. Bu problem yalnızca kadınların sorunu değil insanlığın sorunudur.””
Danıştay 8. Dairesinin din dersinin zorunlu olmayacağı yönündeki kararı ile ilgili olarak; “ Danıştay bu kararıyla bir çok yönden yetkisini zorlamış ve haddini aşmıştır. Neyin din dersi, neyin din eğitimi olduğu konusu bilimsel görüşlere, ilmi verilere göre verilmesi gereken bir karardır. Oysa Danıştay‘ın kararı ön yargılara göre verilmiştir. Bu konuda diyanetten, ilahiyat Fakülteleri’nden görüş alınmamıştır.” Ayrıca “mezkur karada ebeveynin dini ve felsefî kanaatlerine saygı gösterilmesinin gerektiğinden hareket ediyor. Oysa bu güne kadar Kur’an-ı Kerim Eğitimi’ne getirilen yaş sınırı, sekiz yıllık kıyafet engeli gibi engellerde ebeveynin dini inanç ve felsefî kanaatlerine niçin saygı gösterilmemiştir?..” diye sormaktadır. Buraya kadar yazdıklarıma baktığımızda bile Merhum Ahmet Hoca Efendi’nin ne kadar çok yönlü ve ne denli insancıl bir yaklaşım sergilediğini görürüz.
Diyanet-sen 3. Olağan genel Kurul’u faaliyet raporu sunuş yazısında şöyle demektedir:
“dünyada ve ülkemizde yaşanan sosyal, ekonomik, kültürel gelişmeler bizleri de kendimizi yenilemeye, geliştirmeye itmiştir. Günümüzde zirveye çıkmak değil; zirvede kalmak önem kazanmıştır. Bulunduğumuz yeri korumanın yolu kendimizi sürekli yenilemekten ve geliştirmekten geçiyor. Demokrasi kültürünün, sivil toplumun bilgisinin başarılı bir şekilde geliştiği günümüzde Diyanet-sen, teşkilatı da örgütlü olmanın bilincini en iyi anlayan ve hak arama mücadelesini birlik ve beraberlik içersinde gerçekleştirmeyi başaran ender sivil toplum örgütlerinden birisidir.”
19 eylülde ise başka bir konuda toplumu aydınlatıyor hocamız: “ diyanet-sen olarak, Almanya da talihsiz konuşma ile yüce dinimize ve Hz. Peygamberimiz (sas)’e dil uzatma küstahlığını gösteren Papa’nın özür dilemesini veya ülkemize gelmemesini isteyen açıklamamızdan sonra Papa hakkında Adalet Bakanlığı’na “İslama hakaretten” suç duyurusunda bulunduk.” şeklinde gayretlerini görüyoruz.
5 eylül 2007 : İsveç Büyükelçiliği’nde karikatürler lanetlendi “Mermur-sen ve bağlı sendikaların Genel başkanları İsveç’te Hz. Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sas)’e hakaret içeren karikatürlerin yayınlanmasına İsveç Büyükelçiliği önünde düzenledikleri kitlesel basın açıklaması ile tepki gösterdiler ve büyükelçi ile konuyla ilgili görüştüler.
6 nisan 2006 “Kur’an-ı Kerim Öğrenme yasağı kalksın” faaliyetinde; Ahmet Yıldız, “12 yaşından küçüklere diyanet işleri yönetmeliği ile uygulanan Kur’an-ı Kerim yasağına son vermek için kamuoyu oluşturmak amacıyla sendika genel merkezinde bir basın toplantısı dünzenledi.”
Ayrıca hocamız bizlere kendimize güveni aşıladı diyebiliriz. Diyanet-sen ‘in dergisi olan “Din ve Toplum” 2009 , sunuş yazısında aynen şu ifadeler kullanıyor:
“İslam, dindarlığı bir değer olarak kabul ettiğinden başlangıçtan itibaren din hürriyetinin sosyal alana çoğulculuk olarak yansımasını kabul etmiştir. İslamı, farklı kültür ve geleneklerle karşılaşmaktan çekinmez, bilakis onları dışlamak ve ön yargıyla mahkum etmek yerine açıklık ve hoşgörü ilkesini benimser. Din hürriyetinin ilk koşulu, farklı olanı tanımak; onun farklı olduğunu ve farklılığıyla birlikte var olma hakkını kabul etmektir.”
Rahmetli Ahmet Yıldız hoca efendi yaşadığı sürece, hem kendi duygularını, hem de mensubu olduğu câmianın duygularını en güzel şekilde ifade ettiğine inanıyorum. O soy isminde olduğu gibi bir yıldızdı.
Allah rahmet eylesin… Nice Ahmet Yıldız’ların, kıyamete kadar mütemadiyen yetişmesini, rahmeti sonsuz Yüce Allah’dan niyaz ediyorum. Bu vesileyle ailesine, meslektaşlarına, yurtiçinde ve yurtdışında ki sevenlerine ve Diyanet-Sen camiasına başsağlığı diliyorum.
Dün Ahmet yıldız hocamız, Diyanet-Sen’in başkanıydı. Artık O, herkesin gönlünün sultanı oldu. Kendisini hakiki Dosta uğurladık. Allah (c.c.) mekanını cennetü’l-Firdevs eylesin!...El-Fatiha.
Cafer Yanaşoğlu
Din Gör-Sen Eğitim Sekreteri
Turunçlu Camii İmamı
Osmanlıca-Arşivcilik Bilim Uzmanı
Lefkoşa-Kıbrıs
(1) âli İmran (3/145)
(2) Hicr Sûresi, (5/98-99)
(3) mü’min Sûresi (23/12)
(4) mü’min Sûresi (23/15)
(5) mü’min Sûresi 23/16)
